Gecikmiş Bir 2012 Heyecanı…

Yeni bir yıla girdik çok şükür. Ocak geride kaldı bile.2012 ne kadar umut dolu gözüküyor di mi hepimize .Gözükür elbet ,el mahkum. 2011 derin derin, sindire sindire söktü bir yerlerimizi. Ah o Satürn yok mu o Satürn! Biz terazileri adam edecek diye ne de ağır dolanır oldu o güneşin çevresinde. Yalan değil hani ,biraz adam da etti bizi. Bir dayak bin nasihatten iyidir diye her şeyi çok iyi bilen atalarımızla aynı paralelliğe gelmiş olmam üzüntü mü olur ( ata yani ,hey oğlum atalaşıyorsun bak !) gurur mu burasını henüz kestirebilmiş sayılmam.

Yalnız gel gör ki herkes gibi ben de çok umutluyum anasını satayım bu 2012′den. Kime sorsam herkes bu 2012′ye bel bağlamış gibi. Bu sene kıyametin kopacağını unutup yeniden dirilme peşine düşmüşler. 2011 de kıyamet görünen şey 2012’ de cennet oluveriyor ve sadece bir gecede… Aslında benim de benzer kendimi motive etme taktiklerim olsa da çoğu zaman sıfatlara takılmayan ben ,burada bilerek ve isteyerek takılıyorum. 2011’ i direkt eski sene belleyip ben de eskiyen ne varsa  anında bırakıyorum. Yılanlar gibi büyümek için derisinden sıyrılıp kabuğunu arkasında bırakıp hiç dönüp bakmadan… Çaktırmadan… inceden süzülerek yeni bir seneye geçiyorum… Eskileri bırakmanın salaklık olduğunu da bilerek yoluma, işlerime, çevreme ve hatta bekarsam etrafıma daha yeni daha çapkın gözlerimi takarak bakıyorum.

Sanki Kasım, Aralık ayında gelmeyen o aşk ,Ocak -Şubat -Mart’ta gelecekmiş gibi… Olsun diyorum;  beni şimdi yine, yeniden keşfedecekler! İçim yeni ya dışıma da yansır elbet… Bütün bu leylalıkla sosyalleşirken ben ve 2012′ye  bel bağlamış bizimkiler yaşamın cilve- i nüma’larını görmeye başlıyoruz ufaktan. Bir hikayeyle bu konuya biraz daha derinlemesine girmek hiç de fena olmaz sanki…

Yepyeni bir limana yanaşacakken eski bir liman gemimize yanaşıyor… Daha doğrusu  sevgili limanımız revize olup işletme değiştirip, rotasını değiştiren gemimizin önüne çıkıverıyor. Tam da denizin ortasında üstelik ! Olacak iş değil ama oluveriyor işte! Denizlerin ortasındaki petrol rafineleri gibi yeni yerine yerleşen bu liman,  gemimize bir hoş geldin partisi düzenlemiş özenle . Sanki hoşgelen kendisi değilmiş gibi .Heyecan bu ya gemimizde ne desin … ” DÜÜÜT DÜÜÜÜT” demiş garibim. Bu ses limanımıza çok senfonik gelmiş. Hatta biraz ruhunu okşamış. Gemiye servisler yapılmış, kısa bir bakım onarım servisi bile sağlanmış. Gemimizin ufak tefek hasarlı yerleri olsa da, zaten çoktan kendi tersanelerin de işlerini halletmiş. Tamam,  Kruz olmamış ama yine de kendi çapındaki kotralığından ödün de vermemiş. Sıyrıklarını, döküklerini toplatmış. İşte burada limanımızın ufak çaplı servisinin , tersanedeki ana servisin  ancak üstünü boyamak gibi bir rütüş oldugu, asıl büyük bakımın nedenlerinin nerdeen kaynaklandığı düşmüş teletexle gemimiz zabitlerine.Bakım -onarım çalışmalarının  , bu limanın eski işletmedeyken gemimize verilen hasarları da kapsayan bütün bir bakım olduğu malum-u vechileymiş zaten. Neyse…  Hava kararmış , gemimiz konaklamış. E hizmet güzel, liman hiç fena sayılmaz, üstüne bir de yakıt takviyesi yapılmış. “Konaklayalım bari” demiş bizim gemicik. Gemimizle liman eskilerden konuşsalar da gemi pek oralarda kalmamış. Malum yeni bir yılda, rota belli ,hedef belli! Ama konakladığı günler  baya bir aklına gelmiş. “Bunca zamandır yoklarken bu anılar 2012 ‘de olacak iş mi şimdi!” demiş. Avrupa’ dan yeni çıkmış, okyanusa yeni açılacakken Atina’daki bu limanın Atlas Okyanusu’nda tekrar karşısına çıkması bu yeni yılın en büyük sürprizlerinden olmuş.Hem de cukka ilk ayında !

Ertesi gün gemimiz gelen talimatlarla Atina adlı bu seyyar limandan ayrılıp köpürdete köpürdete denizin sularını yoluna devam etmiş. Yeni limanlar varken , bu heyecanla okyanusa açılmışken bu Atina ‘ nın gelişine tam bir anlam verememiş. Bildiği bir limanın güvenliği ve hizmetinde mi kalsın  yoksa yenileneceğini umduğu başka limanlar içi okyanusun derilerine mi gitsin. Gerçi Atina’daki bu konaklamasında, hiç yabancılık çekmemiş;ama bizim gemi hedef de belirlemiş bir yadan .Aklı fikri Miami , LA ,NY gibi limanlara yanaşıp uzunca bir süre orada konaklamaktaymış. Ama Atina da sanki bu sefer biraz Mkynoslaşmış. Daha çok kalınabilmeye müsait hale gelebilmek için sıkı bir revüzyondan geçmiş.

Bizim gemi iki günlük yoldan sonra limana fax çekmiş.” Hey gidi Atina , neden geldin çıktın rotama ?”

Atina da demiş ki : “Hey , gemisenin adın AŞK  ya, gerçek yerin burası demiş”

“Ben senin adını limanda yine okudum .Senin adın AŞK’sa , limanın Atina ‘dır.” demiş.

Fax’ı okuyan bizim gemi limanın yanında konakladığı gece ışıkların çok güçlü olmadığını ya da  Atina’ nın merceklerinin çok iyi olmadığını düşünmüş. Çünkü tersanedeki onarım sırasında gemi adını ” Aşk-ı Memnu ” olarak yeniletmiş. Üstelik AŞK ve AŞK-I MEMNU olarak iki şekilde adlandırılabilecek bir sistemde oturtturmuş.Bazı limanlara AŞK bazı limanlara da AŞK-I MEMNU adını tanıtacakmış. Gel gör ki Atina ‘nın hangi adını gördüğünü kestirememiş ; çünkü o gece karanlıkta sistemin düğmesinin hangisinde tuttuğunu bir türlü hatırlayamamış gemicik. Şimdi bu yeni adını söylese mi bir türlü , söylemesi mi?!.

Bir yandan Atinadaki geçirdiği güzel günlerin değeri ,diğer yandan da Miami, NY ve LA limalarına olan tutkusu….

Siz bu geminin telsiz zabiti olsanız yani kalbi olsanız Atina ‘ya AŞK-I MEMNU , Miami’ ye AŞK mı olurdunuz ? Yoksa Atina’ da AŞK ,Miami’de de AŞK mı olurdunuz? Yoksa hepsine AŞK-I MEMNU, sadece NY’ a mı AŞK olurdunuz? Hikayenin bu son bölümünü sizin hayal dünyanıza bırakıyorum, elbet yazacağım ileride bizim geminin kararını da sizin kendi rotanızda hangisi olurdunuz şimdi biraz da bunun üzerine kafa patlatın bakalım.

Ancak bu yeni, yepyeni 2012′ nin eski bir sürprizi yenileyip göndermesi çok sevdiğim Dido’ nun seneler sonra Dodi olması gibi bir şey resmen… Sağolasın 2012 !

Etiketler:, , , ,

Leave a Reply