“Ben kaçıncıyım abaca?” Her şey, aklından bu soruyu geçirmesi ile başladı… Bu tarz sorularla kıymetli zihnini meşgul etmeyi sevmezdi aslında. Hoş, zaten derdi de ‘sevmek’ fiiline olan yabaniliğiydi. Cümle nasıl bir gidişata sahip olursa olsun eğer içerisinde ‘sevmek’ kelimesi varsa, Azrail görüp de 100 yıl daha yaşamak isteyenler gibi davranırdı. Aşk ve meşkle ilgili her [...]
“İlk gördüğüm an anlamıştım hayatımın aşkı olduğunu. Duruşundan, bakışlarından, kelimelerin fütursuzca o güzel dudaklarınla dans edişinden, asil havandan, kendine güvenen ‘ben burdayım’ diyen edalarından… Seni tanımaya başladıkça -aradan sadece birkaç hafta geçmiştir- anladım ki hayatımın kadınısın. Senin gibi bir kadını daha önce hayatıma hiç almadım, benim ilk’imsin. Kendi ayakların üzerinde duruşun, arkadaşlarının sana tapması mest [...]
Bu akşam ne yapsak? Gidip futbol mu oynasak? Yoksa evde miskinler gibi mi otursak? Fark etmez. Abi, şu Fatma güzel kız. Ama Halide de feci çekici. Hangisini seçmeyi planlıyorsun? Fark etmez.
“Başlamak, başarmanın yarısıdır. Başlayan her şey biter, her biten şeyin ardından yeni bir şey başlar… Hayat başlayan, askıda kalan ve biten milyonlarca olay ile seni oyalarken yitirmediğin nadide değerlerinden biri olsun ‘umut’. Tıpkı kızımın adı gibi”
Ne için, ne kadar kavga edersiniz? Neye inanır, ne için savaşırsınız? Eğer bu sorulardan bir tanesine “aşk” cevabını verdiyseniz yazımı okuyabilecek olgun okuyucu kıvamındasınız demektir. Haydi buyurun şöyle; gözleriniz şenlensin, kalbiniz hüzünlensin.
Birkaç aydır sevdiğim arkadaşlarımla görüşememenin hüznü sarmıştı benliğimi. İş, ev ve diğer ekstra işler arasında kaybetmiştim küçük bedenimi. Ne çok ihtiyacım vardı birilerinin nasıl olduğumu merak etmesine. Derken; O da ne! Uzunca bir zamandan sonra ilk kez çaldığı için telefonum biraz şaşkındım. Bir an zil sesi bile tanıdık gelmemişti. Tam bu esnada eskilerden bir ses [...]
Soğuk bir Ocak ayının son Cuma günü. Bedenim ve ruhum bir ‘koala’ kıvamında. Yataktan dışarı çıkabilen tek organım burnum. O da havadaki soğuğu algılayıp hemen yuvasına geri dönüyor.
İşte bir gidiş daha, Bir gidişle beraber yıkılan bir ümit, kırılan bir kalp yitip giden bir sevda daha. İşte bir ayrılık daha, Onca inanıştan, onca sevgiyle dolu sevişmeden sonra bir yalnız kalış daha.
İki şekilde girilir bir kalbe. Ya kalp kırılmış, incinmiş kocaman bir kırık oluşmuştur ya da bomboştur. Kalbe girmek isteyen kolayca süzülür içeri. Düşünün bakalım yeni bir ilişkiye ne zaman başlıyorsunuz? Ne zaman ağlayacak bir omuz, ne zaman ısınacak bir beden arıyorsunuz?
Yağıyordu yağmur, masada hüzünlenen kadınlara eşlik edercesine. Yağmurun gözleri takılmıştı kadınlara. Neden buradaydılar ve neden kendiyle göz göze geliyorlardı, düşündü. Hüzünlenmek mi istiyorlardı, yoksa hüzünlerini teslim etmek mi? Anlamak güçtü ama gerçekten anladığı bir şey vardı ki; yalnızdı bu kadınlar…