Uzunca bir zamandır uğramıyordum Samatya’ ya, sanırım bundan dolayı olsa gerek taksiden inip eski Rum meyhanesinden içeriye girmeye hazırlanırken heyecandan bayılacak gibi oldum. Ve yine her zaman olduğu gibi geç kalmıştım. Çok enteresandır ama ‘geç kalma’ fikri beni hiç suçlu hissettirmiyordu, sanki benim motive olma şeklim buydu. Son dakika gelip en çok ilgi çeken kişi [...]
Dido’nun sesini ilk duyduğumdan beri ‘O’nda özel bir şeyler olduğunu biliyordum. Sex&The City 2 için seslendirdiği Everything To Lose şarkısı ile beni bugün kendimden aldı. Sanırım bugün 100 kez dinlemişimdir. Tamam tamam biraz mübalağa var ama azıcık zorlasam kendimi işi gücü bırakıp bu dediğim sayıya çok rahat ulaşabilirim. Dilerim sizde de güzel hisler uyandırır bu [...]
4–5 yaşlarında bütün cevapları bilecek kadar zeki bir kız. Çok da işveli zilli. Hem de bütün dikkatleri üzerine toplamak için sadece sarı lüle lüle saçlarını sağa sola savurması gerektiğinin farkında olacak kadar… Bilir ki bunu yapınca tüm gözler üzerinde. Sanki ağlayarak değil de kırıtarak açmıştı dünyaya gözlerini.
Kendimi bildim bileli annemden duyduğum en büyük nasihat; “Uslu kız ol bakayım!” sözlerinden oluşan o iğreti emir cümlesiydi. Tam yaramazlık yapacakken, tam sehpanın üzerinde duran vazoyu yerle bir edecekken, tam arkadaşlarımla şakalaşacakken hep bu sözler yankılandı kulaklarımda ve son dakikada frenleyip kendimi öğretmenimin de sınıfta öğrettiği gibi hemen uslu çiçek oluverdim her yaramazlık sinyalinde.
14 Ağustos 2009. Bugün 54. yaşımı dolduruyorum. Hangi ara bu kadar yılı yolun arkasında bıraktığımı, yaşlanmaya başlayan hafızamla tazelemeye çalışıyorum. Düşünüyorum da; sıkıcı dakikalar geçmek bilmezken bu ömür nasıl oldu da 54. yılını tamamlıyor, hala aklım almıyor. Dini konularda pek iyi olmasam da, Tanrı ile aram hep iyiydi. Çoğu zaman tartışır fakat sonunu hep tatlıya [...]
Üniversite yıllarını geride bırakmış, üzerine 15 iş yılı eklemiş başarılı bir gazeteci… Genç bir çocuk, yaşlı bir kadın, acemi bir kedi annesi… Kumral saçlarında tek tük beyaz telleri gördüğü için bayıldığı renginden vazgeçmiş siyahın matemine teslim etmişti narin saç tellerini… Onu gören 20’li yaşlarda sanabilirdi… Kendisi de bilirdi aslında görüntüsünün tam da o yaşlarda olduğunu.. [...]
Mastar halindeki yüklemler gibiyiz. Kayıp etmişiz ruhumuzu sahiplenen özneleri. Ne gizlisi, ne belirtilisi, ne de belirtisizi kalmamış hayatımızda. Koşmak, hoplamak, ağlamak, uyumak, yatmak, yürümek… Standart, kuru kuru, sahipsiz… Kimin yaptığı belli değil…
Hangi ara bu kadar komplike bir yaratık oldum? Hangi ara bu kadar karmaşanın içerisinde düzenli bir kadın olmaya başladım? Hangi ara gerçekten kendim olabildim?
Yeryüzüne herkes bir görev için gelmiştir. Kimisi korumak, kimisi yıkmak, kimisi sevmek, kimisi sevilmek, kimisi mutsuz olmak, kimisi mutlu olmak için… Senin, benim, hepimizin kutsal bir ya da birkaç görevi var elbet.
Yeryüzünün en anlaşılmaz yaratılanı ilan edilmişti kadın ve erkek onu biraz da olsa anlayabilmek için servetini feda edebilirdi. Pek çok şey değişti yeryüzünde; ama erkeğin kadını anlama isteği hiç değişmedi. İsteğin şiddeti farklıydı sadece.