Bir Özlemin Hikayesi
Bazı rüyalar o kadar gerçek ki, uzansam içindeki karakterlere dokunacakmışım gibi… Sadece bir nefes ötemde ama uyanıklığım kadar da uzaklar… Ve bazıları da; yaşadığım günler kadar benzer birbirine… 3 gün üst üste görülen rüyalar aynıysa , uyanılan sabahında muhakkak bir sorgu başlıyor; “Neden 3 gün üst üste aynı rüyayı gördüm, mesaj mı veriyorsun bana sevgili uykum?”
Bu rüya rutinleşmesinin de bilimsel bir açıklaması vardır, ama biliminden ziyade şifresiyle ilgilenmekteyim ben… İlgim de lütfen yanlış anlaşılmasın. Sanmayın ki günlerce oturup düşünmüyorum. O sabah sadece birkaç dakika… Çağımızın ilgi tanımı da tam olarak bu değil mi?
Konu rüyalardan açılmışken sevgili RGÜK (Rüya Görme Üst Kurulu) buradan sana sesleniyorum; “Rüyalarıma içerik ikonu koymalısın! Bilmem lazım o gece beni neyin beklediğini… Ruh durum hazırlığı yapmam şart şekerim. Aşk mı, iş mi, eski sevgililerim mi, tanımadığım ama hep öpüşmeye ramak kala uyandığım o İtalyan mı ya da tam da bu sabah kalbimin en içinde hissettiğim özlem mi?”
Özlem nasıl bir duygudur ki, uzunca zamandır varlığından şüphe duyduğum o minik şeyi bedenimde devasa bir boyuta ulaştırmıştı? Meğer kalbim biyoloji derslerinde de anlatıldığı gibi tam da sol üst köşedeymiş ve kapladığı alandan büyük işler başarabiliyormuş.
Bir yandan ‘bu neyin özlemi’ diye düşünüyor, bir yandan da yataktan kalkmam gerektiğini kendime hatırlatmaya çalışıyordum. Zira saatlerimiz 11.56′ yı göstermekteydi ve sadece Pazar günü çalışmayan bir insan için her dakika önemliydi. Bunun bilincinde olmama rağmen de 6 ay güzellik uykusuna yatan ayılara fark atabileceğimi de düşünüyorum bazen.
Güneşli bir Aralık sabahında kalbimdeki kocaman özlemle önce güzel bir kahvaltı hazırladım. TV’ de ne var ne yok göz gezdirdim –ki magazin programları sadece National’ da yayınlanmıyor, onu fark ettim- özenle sıktığım nar ve portakal suyunu birkaç satır okurken yudumladım. Evi ucundan köşesinden toparladım, kendimi güzel kokularla şımarttım. Tüm bu kadınsal faaliyetlerden sonra kuş kadar hafif olmayı beklerken aa aaa o da neyin nesi, özlem hala aynı yerinde. Neden gitmiyordu bu duygu? Neden yapışıp kalmıştı kalbimin içine?
Daha fazla oyalanmadan pufuduk koltuklarıma geçtim ve bir terapistin koltuğuna uzanır gibi uzandım. Kendimi ve içimdeki bu duygu patlamasını sorgulamaya hazırdım.
“Evet Sibel. Konuya çocukluğundan mı başlayalım? Nasıl istersin? Kendini nasıl rahat hissedersin?”
“Bilemedim şimdi sevgili terapistim, seçenekleri bana bırakmasan da bu yapılacak desen. Sence de güzel olmaz mı? Bir kez de benden beklemesen bir şeyleri? Ha, ne dersin?”
“Peki küçük hanım bu seferlik böyle olsun. Bana içindeki özlemi anlat. Neye benziyor?”
“Hayatımdaki her şeye benziyor ama bilmediğim şeyler hissettiriyor. Biraz annemi andırıyor, meraklı. Biraz en sevdiğim arkadaşımı andırıyor, çabalayıcı. Biraz da beni andırıyor, hep geç kalmış… Bir yerlerde kalbim olduğunu biliyordum ama bu sabah uyandığımda onu hissettim. Bana kendisini anımsatma şeklini çok sevdim ama bu kadar derinlerde olması beni korkutuyor. Elimi üzerine koyuyorum ama onu tutamıyorum ve bu kontrol edememe duygusu deliye çeviriyor beni…”
“Seni deliye çeviren özlemin varlığı mı, hep içine attıklarının ağırlığı mı? Mesela şu an kendi kendini sorgulamak yerine ne yapmak isterdin?”
“Hmmm, ne yapmak isterdim… Dürüst olacağım sanırım. Sıcacık bir bedene sarılarak film izlemek isterdim… Bir eli elimde, diğer eli saçlarımda aksın gitsin isterdim… Şakalaşmak, eğlenmek, tartışabilmek, kokusunu hissedebilmek hem de ciğerlerimi doldurana kadar içime çekerek…”
“Özlem duyduğun şey sanırım tam da bu. Anlatırken yüzünün aldığı ifadenin farkıda mısın?”
Yanaklarım kızarmıştı hissediyordum ama kendime bakmak istemiyordum. Başkası bakmalıydı bana, kızaran yanaklarımı avuçlarının içine alıp hafiften dalga bile geçmeliydi ‘al yanaklım’ diye.
“İçinden konuştuğun her şeyi duyuyorum Sibel. Bunun farkında olarak içinden ne geçireceksen geçir” dedi içimdeki hain.
“Tamam be, ilk kez bu kadar şeffaf oluyorum bir terapiste. Alışmam lazım. Peki, bir soru sorabilir miyim?”
Ne soracağımı hisseden terapist ben hınzır gülümseme ile yanıt verdi; “Bunun için buradayım.”
“Bu kadar koşturmaca ve bu kadar bolluk içerisinde insanın en son yaşayacağı duygu özlem gibi geliyor bana. Dilediğin insana dilediğin an ulaşabiliyorsun. Bir kişi de değil ki, hangi birini düşünesin hangi birini özleyesin? Gerçi düşününce çoklar ama ben gece evime girdiğimde yoklar…”
“Biri olur ki, diğerlerinden daha sık düşer aklına. Adını ya da ona dair bir kareyi andığında yüzünde anlam veremediğin bir tebessüm bırakır. İçini ısıtır, sıcacık. Sanallaşan dünyada hiç yanlız kalmama rahatlığı çökse de üzerimize, aslında gece olup da yastığa başımızı koyduğumuzda hep tek bir kişi geçer aklımızdan. Hep tek bir kare geçer gönlümüzden… Kalbimiz yerinden sökülüp yerine teknolojik çipler takılana kadar bunun kim olduğu hep heyecan uyandıracak bizde. Bu nedenle sorgulama, keyfini çıkar özleminin. “
“Sabah uyandığımda sağ yanımda bir nefes hissedebilmeyi, onu öpüp sabah kahvaltısı için minik minik adımlarla mutfağa geçmeyi, onu uyandırmamak için elimden geldiğince sessiz davranmayı isterdim. Bir şey konuşmaya gerek kalmadan gözlerinin derinliğinde saatlerce sohbet etmek, kahkahalarla güldürmek ve gülmek isterdim. Onunla sevişirken ölümün bile aklıma gelmemesini isterdim.”
“İmkansız şeylermiş gibi konuşuyorsun. Neden?”
“Bir o kadar ürkütücü çünkü. Özlemime korku karışıyor. Ya başaramazsam diye…”
“Ah küçük kadın sevgi, aşk görev değildir ki. Başarmak ya da kaybetmek gibi kavramlar yoktur. Birini özlüyorsan bu güzel bir şeydir. İnsanlar neredeyse özlem duasına çıkacaklar. O kadar kaybolmuş durumda ruhları. Şanslısın sen, neyi özlediğinin farkındasın. Bırak, aşk bildiği gibi gelsin. Korkma ona yetememek ya da onu büyütmekten… Sevdiğin kadar varsın sen…”
Evet, konu aslında tam olarak buydu. Seviyordum… İnsanlar arasında, Tanrı’nın yanında ,sevdiğim kadar vardım. Benim ibadet şeklim de sevmekti. Ve sevebilen bir insanın özlem duymasından daha doğal ne olabilirdi ki…
Çokça güzel arkadaşım olmasına rağmen kendime iyi gelebildiğimi görmek kalben ne kadar hazır olduğumu göstermez miydi? O zaman hazır ol sevgili özlemim, yakında kavuşacağız…




FriendFeed
Facebook
Twitter
Kaleminin de kalbinin de paslanmadığını görüyorum güzel insan, 2 aylık ara çok uzun ama.. sabır deme, yaz biraz daha.. sen yazınca güzelleşiyorsun..
Bu kadar derin bir özlem yazısını daha önce okumadım sanırım. Duyguların ne kadar net ve keskin. Sakın hikaye benle alakası yok deme. Samimiyetinden belliki bu yazıda senden çok şey var. Okumaya doyamadım, sanırım 4 kez okudum.
Bir kadının beni böyle özlemesi için nelerimi vermezdim. Özlediğin her neyese her kimse sonuna kadar seni haketmek için çalışması lazım.
Çok kaliteli bir yazım dilin var.
Başarılar.