Bir Piç Gibi Bırak Yalnızlığını

ayrilikBak anne ben büyüdüm… Büyüdüm de küçüldüm içimdeki yalnızlıkla. Yalnızlığı da benim sanıp ekledim diğer iyelik eklerimin yanına, oturttum onu hayatımın en merkezine. Sahiplendim, kendim gibi değer verdim. Çünkü yalnızlığım ile özgürlüğümü harmanlayıp yeni bir ben yarattım kendime; adını da ‘benim yalnızlığım’ koydum. Bencilliğimden ölmek üzereyim anne.

Kan ter içindeydi Pelin. Biraz önce uyandığı karanlık bir kabus muydu, yoksa bunu gerçekten mi yaşamıştı? Ayrımını yapamayacak kadar terli ve yorgundu düşünceleri…

Tek başına darmadağan ettiği yatağına bir göz atıp ne kadar susadığını fark etti. Güzel bedenini saran ipek geceliğini düzeltip yatağına son bir bakış attıktan sonra mutfağa doğru yöneldi. Buzdolabına usulca dokundu, çok kibar bir hareketle kapağını açtı. Bir süre ne yapacağını unutmuş gibi kalakaldı dolabın önünde. “Acaba bu loş ışıkta nasıl görünüyorum? Bu ışıkta beni izlemek isteyen biri çıkar mıydı?”

Derin, en içten bir nefesle suyu alıp hızlıca kapadı buzdolabın kapağını ve masaya yıktı zarif bedenini. Suyu doldururken bardağa, yağmurlara teslim etti kurumuş göz pınarlarını. Ne zamandır ağlamadığı için hem mutlu oluyor hem acıyordu kendisine. Ağlamak onun için en belirgin zayıflık göstergesiydi, ağlayan kadınları pataklayası gelirdi. Oysa ağlamak duyguların en güzel konuşma diliydi. Bile bile nasıl da kendine bu kadar acımasız davranmıştı. Ağlamak içindeki bütün kini, olumsuz duyguları önüne katıp atıyordu ruhundan.

İçindeki kadınların en düşük perdeden seslerini duymaya başlamıştı ve susturamıyordu onları. Hepsi bir ağızdan farklı dillerle konuşuyordu ve o şu an hiç biri ile uğraşacak güçte değildi. Karmaşık duygular ve sersemlemiş bir beden ile yatağına yönelmeyi tercih etti.

Yatağı ne kadar da büyüktü tek bir kişi için. Üstelik ufacık tefecik bir kadındı ve yatağın kaplasa kaplasa ancak dörtte birini kaplayabilirdi.

Yatağına bakarak “Hep gözün en büyükte Pelin ha, az ile asla yetinme zaten e mi canım? Neme lazım senin alamadığını başkaları alır sen hasetle bakarsın falan.” sözlerini kendisini acıtmak için düşünmeden sarfetmişti. Kelimelerle kendini iğnelemekte üzerine yoktu, kendini yerden yere vurabilirdi ama bir başkası yapsa onu öldürmekten beter ederdi.

Kedinin sıcak bir kucağa girmesi gibi teslim etti bedenini buz gibi yatağına. Bu gece uyuyamayacağını ilk uyandığı zamandan beri biliyordu. İçindeki tüm benlikleri ile hesaplaşmak için en uygun zamandı bu. İri gözlerini tavana dikip uzunca bir sessizlikten sonra yumuşak bir ses tonunda konuşmaya başladı.

“Küçük bir kızken istediğim en büyük şey büyümekti. Yalpalamadan, yenilmeden, hep güçlü kalarak büyümek… İyi bir geleceğim olmalıydı, çevrem bana hayran insanlarla dolup taşmalıydı, ne yaparsam yapayım başarıdan başım dönmeliydi, güzel olmalıydım. Bunlar, uğruna ölebileceğim şeylerdi.

Lise ve üniversite zamanını bu hayallerime endeksleyerek geçirdim. Yaşamam gerekenleri unutmuş, yaşamak istediklerimi hayal ederek geçirmiştim kısa bir zaman sandığım uzun yıllarımı…

İnsanı insan yapan duygularıdır ya düşündüm… İlk erkek arkadaşımdan bu zamana kadar nedir yapmayı unuttuğum şey? Ya da bana doğru geldiğini bildiğim bir yanlış mı vardı ortada? Neden ötürü yalnızlığımı bu kadar besimsemiştim? Özgürlüğüm yalnızlığım mıydı? Biri ile beraberken özgür olamaz mıydı insan?

Yıllarca yalnız yaşamanın maruz bıraktığı “diğerleri umurumda değil” sendorumu yaşıyor olabilirdim. Kendi paramı kazanmış olmanın verdiği mutluluk ve bilinç ile kimliğimi şaşırmış ve erkek arkadaşlarıma ‘kahvehane dostu’ muamelesi yapmış olabilirdim. Yıllar önce özendiğim iş kadınları gibi olmak için sevgi kapılarımı daha az aralı tutmuş olabilirdim. Bir erkeği deli gibi arzularken kendi yalnızlığıma ettiğim aitlik yeminini bozmamak için güçlü numaraları çekmiş olabilirdim. İşin raconuna ayak uydurmak için kendim olmamış olabilirdim.

Sonuçta istemediğim bir rolü üstlenmeme neden olduğum için ne hayatımı ne de başkalarını suçlayamazdım. Ortada suçlanacak bir kimse de yoktu aslında. Daha kolay sevişebilmek için sevgili sıfatını verdiğim herkesle imece usulü yapmıştım bu vefasızlığı.

Hem bedenime hem kalbime çektirdiğim bu sahte yalnızlığıma bir son vermeli ve onu piç gibi bırakmalıyım.
Ve günaydın sevgi dolu sabahım…”

Etiketler:, , , ,

3 Yorum to “Bir Piç Gibi Bırak Yalnızlığını”

  1. habi diyor ki:

    ”Bak anne ben büyüdüm… Büyüdüm de küçüldüm içimdeki yalnızlıkla. Yalnızlığı da benim sanıp ekledim diğer iyelik eklerimin yanına, oturttum onu hayatımın en merkezine. Sahiplendim, kendim gibi değer verdim. Çünkü yalnızlığım ile özgürlüğümü harmanlayıp yeni bir ben yarattım kendime; adını da ‘benim yalnızlığım’ koydum. Bencilliğimden ölmek üzereyim anne.”

    böyle başlayan bir yazıda neden kendim ve etrafımda ki bir çok kişi aklıma geldi acaba..
    Çok sevgili senin dediğin gibi her sabah koşarak dolaştığım yalnızlığımın içinde kendime bir kahve ısmarlayıp, dudaklarıma ilk öpücüğü konduran sigaramı yakmakla başlayan günümün gecesi de böyle bitiyor..
    Çık yalnızlığından kalembitim,çık ve seni hakedebilecek kendini hakettirebilecek biriyle paylaş en güzel ve en özel duygunu:)
    Yüreğine ve her geçen gün hayranlıkla takip ettiğim kalemine sağlık..

  2. tNa diyor ki:

    ”Yatağına bakarak “Hep gözün en büyükte Pelin ha, az ile asla yetinme zaten e mi canım? Neme lazım senin alamadığını başkaları alır sen hasetle bakarsın falan.” sözlerini kendisini acıtmak için düşünmeden sarfetmişti. Kelimelerle kendini iğnelemekte üzerine yoktu, kendini yerden yere vurabilirdi ama bir başkası yapsa onu öldürmekten beter ederdi.”

    Aslında bu cümle Pelin’i çok güzel anlatıyor.Başarı isteyen elde eden ama bunu yaparken kendinden vazgeçen,özeleştri yapabilen hatta kendini duvardan duvara vurabilen,dışarıya karşı ise duvarlar ören….

    Harika bir yazı daha Kalembiti eline sağlık..

  3. mavir ruh diyor ki:

    nihayet buldum sizi sizi takip etmeye devam olley…

Leave a Reply