Büyüdükçe Küçülen Bir Şeymiş Bu Beklenti Dedikleri

4–5 yaşlarında bütün cevapları bilecek kadar zeki bir kız. Çok da işveli zilli. Hem de bütün dikkatleri üzerine toplamak için sadece sarı lüle lüle saçlarını sağa sola savurması gerektiğinin farkında olacak kadar… Bilir ki bunu yapınca tüm gözler üzerinde. Sanki ağlayarak değil de kırıtarak açmıştı dünyaya gözlerini.
Anne ve babasının en büyük eğlencesi idi o küçük su perisi. Sorarlardı; “Dilay, senin kocan nasıl olacak?” diye.
“Aaaaa, anne babaya bakın ne soruyorlar küçücük çocuğa!” demeyin, hepimizin birkez de olsa yapmışlığı vardır elbet.
Sanki ezberinden birşeyleri okur gibi edalı edalı yanıtlardı bu soruyu ve bu sorudan keyif aldığı o kadar belli olurdu ki…
“Uzun boylu olacak, çok yakışıklı olacak. Herkes ona bakacak ama o sadece beni sevecek. Sonra çok parası olacak, bana hep en güzel çikolataları ve dondurmaları alacak. Kendi işi, bissürü de işçisi olacak. Babam kadar akıllı olacak. Kibar olacak. Romantik olacak. Güzel sesi olacak. Sarışın olacak, ben gibi saçları olacak. Gözleri de mavi olacak. Sonra kocaman bir evi, evin içinde de kocaman oyuncaklarımız olacak.”
Sanırsınız ki, aşk sipariş üzerine çalışıyor.
Daha 5 yaşındayken ideal koca adayını bir çırpıda anlatan Dilay, 12 yaşındayken ilk erkek arkadaşını bulmuştu. Küçükken hayalinde canlandırdığı adamın karşısında durduğunu sanıp, hayranlık ve gurur kavramları arasında gidip gelirdi. Taaaaa ki; erkek arkadaşının ilk geğirmesi, ilk küfürü, ilk sokak kavgası ile karşılaşıncaya kadar… “Eeee benim süpermenim geğirmezdi ki, yani geğirirdi de benim yanımda yapmazdı.” diye feryat figan annesine ağlardı.
Üzerinden 6 yıl daha geçmiş ve Dilay erişkinliğe adımlarını atmıştı. Kimlik bunalımları yaşadığı süreç içerisinde kendisine sorulan hemen her soruya “Bilmiyorum.” ya da “Tamam.” yanıtını verir, geçiştirirdi konuyu. Fakat söz gelecekteki kocası hakkında konuşmaya gelince söyleyebileceği ekstra kelimeleri olurdu hep. Eskisi gibi heyecanlı değildi bu sorunun yanıtını verirken fakat yine de sinirli sinirli konuşmaktan alamazdı kendini. “Ne evlenmesi?! İlla evleneceksem zengin olsun, birkaç araba alabilecek kadar. Sonra kibar olsun, beni her akşam dışarıda yemek yemeye çıkaracak kadar. Yakışıklı olsun, en az Brad Pitt kadar. Bir de mümkünse ağzını şapırdatıp yemek yemesin.”
Yaş 25… Dilay üniversite son sınıfta gayet başarılı bir öğrenci tablosu çizerken birden yeniden aşkı bulur. Çok sevmektedir. Tıpkı bir önceki ilişkisinde, ondan bir öncekinde de olduğu gibi… Tatil aralarında annesine kaçtığında yine o malum soru ile karşılaşır; ama soru bu kez biraz format değiştirmiştir. “Eeee Onur ile nasıl gidiyor? Var mı bir gelişme? Düşünüyor musunuz evlilik falan?”
Dilay’ın hem hoşuna gider hem biraz üzülür bu soru karşısında. “Annecim, Onur’la çok mutluyuz ama evleneceğim kişi o değil sanırım. Çünkü hiç romantik değil. Anlayışlı da değil. Kız arkadaşlarımla buluşurken bile onu haberdar etmemi bekliyor. Sadece yakışıklı ve aslında özünde iyi biri. Ha bir de maddi durumları bildiğin iyi. Bilemiyorum, kafam karışık.”
Kafası karışık olan Dilay, yaşadığı Onur aşkından Serhat aşkına dikey bir geçiş yapmıştı. Serhat aşkında 6 ay demir alan Dilay aradığının sevgili değil yalnızlık olduğuna karar vermiş ve işine dört elle sarılmaya başlamıştı. Tabii geçen bunca zaman ona da el sürmüş ve onu 35 yaşında enfes bir kadın haline getirmişti. Bu süreç içerisinde de daha önce herkes tarafından keyiflice sorulan soru sorulamaz bir hal almıştı. Dilay, orta yaş denilen olgunun Dante gibi ortasındaydı. Yolun yarısı etmişti. Tıpkı Cahit Sıtkı Tarancı’nın şiirinde de olduğu gibi…
Bir gün ailenin en sevimlisi anneanne kimsenin beklemediği bir performans sergileyip; “Güzel torunum, bütün kuzenlerin evlendi neredeyse. Sen kendini işe verdin, başka bir kelam çıkmaz oldu ağzından. Geliyorum o karanlık odadasın, gidiyorum yine oradasın. Evlenmeyi düşünmez misin? Canın hiç bebek sevmek istemiyor mu?”
Çirkin göbekli, kıl yumağı bir adamla seks yapacak kadar sıkıcı gelmeye başlamıştı bu soru. “Erkekleri tanıdıkça değişti beklentilerim. Çoğu hayatımda bir boşluğu doldurdu kimisi de boşluk yarattı; ama ne olursa olsun sevdim onları. Ve şu yaşımdan sonra hayatıma girecek erkek adam olsun yeter! Başka en ufak bir özellik aramıyorum. Benim aşka değil erkeğe ihtiyacım var. Erkektir bütün herşeyi tamamlayan. Ve üzgünüm anneanne, o 30 yıl önceki velet kadar güzel tanımlayamıyorum aradığım adamı. Güzel kelimelerimi çaldı benden her aşk tecrübem. Geride beklenti olarak sadece; adam sıfatı kaldı.”
Etiketler:aşk, beklenti, kalembiti, kalembiticeyn, kalembitijeyn, küçük kız, umut


FriendFeed
Facebook
Twitter
Ne kadar manidar bir yazı olmuş, ne kadar anlamlı…
Günümüz şartlarını,insanlarını ne güzel anlatmış bu yazı…
Teşekkürler
super
adam gibi adam bulmak zor bu zamanda bulduğu zaman kaçırmamalı insan….